tenisdunyasi.net: Ana Sayfa
> SON SAYI
Tenis Dünyası Dergisi Son Sayısı
> ANKET
Federer yeniden 1 numara olur mu?

> ARAMA
Emre Yazıcıol 26 Ekim 2009, 00:00

Emre Yazıcıol

DHOW


Dhow, arap yelkenlisi… Eski çağlardan beri Arap yarımadasında getir-götür işlerine bakıyor. Mütevazı ama hayli fonksiyonel, biraz Karadenizlinin takasını hatırlatıyor bu anlamda. Yok yok, denizciliğe falan merak sarmış değilim. Dhow, Dubai ve Doha tenis turnuvaları yaklaşırken aklıma gelir hep. Özellikle de Dubai’de çok pompalıyorlar bu meseleyi.  Eurosport’ta yayınlanan yeni Dubai reklamını görmüşsünüzdür, emirliğin hücre çekirdeğine vurgu yapılıyor, yani Arap dokusuna. Bildiğiniz gibi Dubai, 90’lardan başlayan hamleyle hep kozmopolitliğin üzerine oynadı. Bu zamana kadar bu çok uluslu, 99 milletin beraberce nefes aldığı, etkileştiği kendine has karışım teması dünyanın geneli için gayet çekiciydi. Artık öyle değil pek. İnternet, ulaşım olanakları, uydular, Avrupa Birliği derken bir baktık ki kısa sürede muazzam bir dönüşüm gerçekleşmiş. Türkiye gibi bu açıdan biraz daha kısıtlı bir ülkede bile artık toplu taşıma aracına bir siyah ya da çekik gözlü bindiğinde insanlar kafalarını çevirip bakmaz hale geldi, düşünün. Yani şunu diyorum, şimdi artık otantiği, yerel motifi biraz daha çekici buluyor insanlar, özellikle de yüksek tabaka. Dubai’nin, Doha’nın dhowunu, halısını kilimini, Kore’nin şamanistik maskelerini falan öne çıkarması bu yüzden.

Neyse, bu çözümlemeleri kısa kesip, asıl konuya geleyim. Malumunuz, WTA 2009 Sezon Sonu Şampiyonası başlıyor, Doha’da. Dhowu hatırlamam bu yüzden. Düşündüm ki, DHOW, bir kod olarak da kullanılabilir bu Masters için.” Desperately Homesick and Obscure Women “ “Ciddi Anlamda Evini Özlemiş Anlaşılması Güç Kadınlar” yani. Sezon sonu turnuvalarının doğası böyle bir kere.  Adı üstünde, “sezon sonu”. Amerika Açık ile beraber zaten zahiri olarak sona eriyor sezon. Sonbaharda Asya’da, ya da Avrupa kapalı kortlarında oynanan turnuvalarda her türlü perişanlık mevcut. Erkeklerde de kadınlarda da. En üst sıralardaki oyuncular zaten piyasada yok, hepsi hepsi bir ya da iki turnuva oynuyorlar, en iyi ihtimalle. Diğerlerinin çoğu da rica-minnet gelmiş gibi. Vücutlar iflas etmiş, sakatlık gırla. Galibiyetten bir oyun uzaklıktayken maçı bırakan mı ararsınız, son anda uçağa binmeyen mi…  Oyuncular kendilerine göre haklılar elbette. Dünyanın başka hiçbir sporunda sezon 10 ay sürmüyor. E haliyle slam mevsimi kapanınca da kafalar Fiji’ye Maldivlere kayıyor.

Bu ortamda, en iyi çözüm, sezonun ilk bölümünü, yani sezon başından Wimbledon sonrasına kadarki bölümü çok iyi değerlendirip, yaz aylarında Sezon Sonu Şampiyonası’na vize almayı garantilemek bir oyuncu için. Bunu başardığınızda, mesela Federer gibi, Amerika Açık sonrasında kendinizi nadasa bırakma fırsatınız var, kapanış turnuvasına kadar. Demin de bahsettiğim gibi, bu, tenis seyircisi açısından can sıkıcı. Üst düzey raketler olmadan“Bitse de gitsek” havasında oynanan turnuvalardan keyif almak zor. Oyuncuların büyük bölümünün Masters ile ilgili iddiası kalmamış, gidecek 8 taneden de 4-5 tanesi belli olmuş. Diğer biletler için 7-8 tane aday var. Eylül sonu gibi bu sayılar 4-5’e düşüyor. İşte bu oyuncuların maçları, birbirleriyle yarışları, tenis namına ortada kalan tek şey belki de. Bu da tatmin edici olmaktan çok uzak, okyanusta bir damla gibi adeta.

 Dhowinci Kod’a dönelim; ne demiştik,” Ciddi Anlamda Evini Özlemiş Anlaşılması Güç Kadınlar”. Evlerini özlemeleri doğal, 10 ay neredeyse her hafta başka şehirde, başka ülkede, kendi yataklarından binlerce kilometre uzakta uyuyup uyanmışken. Masters’a katılacak kızlarımız için, heyecan büyük, orası kesin.  Masters, Slamler harici en büyük organizasyon, Davis ve Fed Kupalarıyla birlikte. Bolca da para ve klasman puanı var işin ucunda. Yine de, bir taraftan akıllar aileyle, arkadaşlarla geçirilecek “görüş günlerinde” . Öylesi bir garip durum yani, gitmek mi zor kalmak mı cinsinden…

“Anlaşılması Güç” niye peki diyebilirsiniz. Ben de soruyorum o vakit, “Kolay mı sizce?” Safina’yı anlamak mesela,  Dünya 1 numarası olarak Pekin’de, Tokyo’da dünya 132 ve 226 numaralarına elenirken? Serena’yı, Amerika Açık yarı finalinde ayak hatası kararı veren çizgi hakemini “ Bu topu boğazına sokarım!” diye tehdit ederken? Kuznetsova’yı, Roland Garros kazandıktan sonra Amerika Açık’a kadar hiçbir turnuvada üst üste 3 maç kazanamazken? Dementieva’yı yahut, 1,5 set kusursuz oynayıp, üst üste iki çift hatayla dağıldıktan sonra kaybettiği 3 setlik tonlarca maçı anımsarken? Venus’e akıl erdirmek ne derece mümkün, Amerika Açık’ta Clijsters karşısında, ilk set araba farının karşısında kalakalmış tavşan misali oyun alamayıp 2. Set tavşan deliğinden harikalar diyarına düşen Alice’liğe soyunup Kim’e oyun vermezken? Wimbledon öncesi 3 şampiyonluk kazanıp zemin ayırt etmeden çatır çatır her turnuva en az çeyrek final gördüğü dönemin ardından ortadan kaybolan Azarenka desem? Jankovic’in çılgınlıklarından bahsetmeye kalkarsam Mayfield Psikiyatri Kliniği’ne kadar sürüklenirim herhalde. Wozniacki’ye de galibiyete 1 oyun kala maçı bırakan, “ismini vermek istemeyen tenisçi” olarak biraz dokundurdum zaten farkındaysanız. Eh, normal şartlarda bu zaten hayli saykodelik. Bir de bahis, şike gibi iddialardan bahsediliyor ki öyleyse eğer tam şizofreni.

Kadınları anlamak zor, tenisin kadınlarını anlamak daha da zor, hele de bu sezon ( üsttekilere ilavaten, Bakınız: Ana Ivanovic). Goran Ivanisevic ne demişti Henin bıraktığında; “ Belki bu kadınsı bir şeydir, bilemiyorum. Ben kadınları anlamıyorum.”

Demek istediğim, bünyesinde coşkuyu ve yorgunluğu, motivasyonu ve “bitsin artık bu çileyi”, acıyı ve tatlıyı beraber barındıran Masters’ın nasıl geçeceğini, nasıl biteceğini kestirmek zaten yeterince zorken, bir de  bu sezonki keşmekeş ve oyuncuların istikrar yetmezlikleri denkleme eklenince pirinçteki taşı değil de taştaki pirinci ayıklamaya çalışmak gerekiyor belki de.

Ben Azarenka ve Wozniacki çaylak sezonlarında Masters’ta neler yaparı merak ediyorum. Seneye ikisini de Doha’da görme ihtimalimiz az. Bunun bilincinde olup her şeylerini vermeleri yerinde olacaktır. İçimdeki ses Dementieva diyor. Umarım DHOW, cildimizi sabun gibi kurutmaz, ¼ nemlendiricili tenis içerir.

Oyun başlasın!

 

Email
Yorum Ekle
Yorumlar
Bu habere henüz yorum yapılmamış.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
· DHOW
· 1
Tenis Dünyası Dergisi ©2012
İletişim · Mobil versiyon
ATP TURU · WTA TURU · GRAND SLAMS · TÜRKİYE · MAGAZİN · YAZARLAR · DERGİ twitterfacebookrss